Memleket Hıyar mı ki Bölünsün?

25-27 Haziran 2010 tarihinde Ankara’da TTB 59. büyük kongresi yapıldı. Biz de Antalya delegeleri olarak genel kurula katılmak amacıyla Ankara’ya gittik. Başkan Arif Bulut, delegeler Selçuk Koçlar, Levent Demir, Reha Artan, Tevfik Bilgin, Adnan İş, Cem Mutlu, Nimet Altın, Müjgan Yaz, Ozan Uzkut ve ben Antalya’nın sesini duyurabilmek ve seçimlere katılarak oy vermek amacıyla oradaydık. M.Ali Bozkurt yoğun işleri dolayısıyla Ankara’ya gelemedi. Kongre, Ankara Tıp Fakültesi morfoloji binası toplantı salonunda yapıldı.


TTB’nin büyük kongresinde toplam 502 delege var. Bir nevi hekim meclisi. Bu meclis, örgütü yönetecek bir merkez konsey seçiyor. Seçilen merkez konsey de aralarından bir başkan. Delegelerin yanında tabip odası başkanlarının da oy verme hakkı bulunuyor. Antalya’nın 10 oyu var. Fikir vermek için söylemek gerekirse İstanbul’un 38, Ankara’nın 22 delegesi var. Küçük tabip odalarının, üye sayılarına göre delege sayıları tabi ki fazla.


Antalya olarak, daha önceki genel kurullarda video kaydı yapmış konuşulanları merak eden meslektaşlarımızı bilgilendirmiştik. Çünkü, genel kurulla ilgili anlattığımız şeylere bazen inanmayanlar oluyor, “yok canım bu kadarı da olmaz, abartıyorsunuz” diyenler oluyordu. O zaman kayıtlara müracaat ederek buyur, beraber bakalım diyorduk. Yine bu kongrede de sehpayı kurup üzerine kamerayı takıp kayda başlamıştık ki divan başkanı, konuşulanların tarafımızdan kayda girmesini istemeyen işgüzarlar tarafından uyarıldı ve kaydın sonlandırılmasını istedi. Böylece, TTB, kendi genel kurulunda konuşulanların kayda girmesini engellemiş oldu. Artık inanmayan olursa, yeminimize güvenmesi gerekecek.


TTB, belki de hiçbir meslek örgütünde olmayacak bir yapılanma içinde. Senelerdir, Etkin Demokratik Grup tarafından yönetiliyor. Etkin Demokratik grubun, siyasi partiler yelpazesinde tam nereye oturduğunu tahminen söyleyebilirim ve yanılıyorsam da özür dilerim. ÖDP- BDP arası bir yer. 100 bin hekimin üye olduğu bir meslek örgütünde nasıl bu tip bir parti yansıması oluşuyor, akıllara seza bir konudur. Türkiye’de, ya doktorların çoğunluğu gerçekten etkin demokratik gibi düşünüyor bizler farkında değiliz ya da ezici çoğunluk bu işlere ilgi göstermediği için meslek örgütü tutanın elinde kalıyor.


Bana göre, hak etmemelerine rağmen 30 senedir TTB’yi yöneten bu grup, örgütçülükte muktedir, sağlık politikalarının yönlendirilmesinde iktidarsız. Sağlıkta dönüşüme karşı çıkışın hiçbir noktasında direnç oluşturamadılar. Fakat, örgüt içinde acaip güçlü ve baskınlar. Ne olursa olsun, kesinlikle aykırı bir sese tahammüllü değiller. Küçük eleştirilere bile öyle bir tepki gösteriyorlar ki korkmamak elde değil.


Nitekim, Ozan Uzkut ve Cem Mutlu oturdukları yerden yaptıkları küçük bir itirazın bedelini az kalsın dayak yiyerek ödeyeceklerdi. Fiske ile atlattılar. Açayım. Hangi tabip odasıydı bilmiyorum, bir önerge vererek Sağlık Bakanlığından sağlık personeline dil dersi vermesi gerektiğiyle ilgili girişim istiyordu. Ozan Uzkut, ayağa kalkarak hangi dil diye sordu. Hatta, biz Antalya’dayız mesela sağlık bakanlığı bize Rusça mı öğretecek diye sordu. Meğer, bakanlık personele-doktorlara Kürtçe öğretsin önergesiymiş bu. Müthiş bir kargaşa oluştu. Anadilde sağlık, anadilde eğitim, anadilde belediye hizmetleri derken bölünmenin provası yapılıyor, heralde.


Ben söyledim ama siz yine de bunu duymamış olun. “Bunlar, birlikte yaşamaya değil kavga ile ayrışmaya götürür” diyenler diyeceklerine pişman ediliyor. Nitekim, Mahmut Ortakaya adında TTB çevrelerinde bilge ve akil adam muamelesi gören bir zat var. Takip ettiğim genel kurullarda mutlaka kürsüye çıkarak bir konuşma yapıyor. Bu kongrede de konuştu. Bu sene TC’nin kendi ilçesine 40 tane anaokulu açacağını, okul öncesi eğitim denilerek asimilasyon yapıldığından yakındı. Sürekli alkışlarla kesilen konuşması sırasında bir ara memleketin bölünme tehlikesinden korkan biz zavallılara dönerek, “yahu memleket hıyar mıdır ki” dedi iki elini kaldırarak, salatalığı ikiye bölüyormuş gibi yaptı ve “bölünsün” buyurdu. Tabii bizler bu veciz benzetme karsısında sandalyelerimize gömülürken, ortalık alkış tufanından inliyordu. Gerçi, ardından kürsüye çıkan İzmir delegesi Suat Kaptaner, “Yugoslavya hıyar mıydı ki, üçe bölündü” dedi ama etkin demokratikçilere vız geldi tırıs gitti. Selçuk Koçlar’da güzel bir konuşma yaptı. Sağlıkta dönüşüme, kamu hastane birliklerine karşı çıkmakla ülkeye ve cumhuriyete sahip çıkmanın aynı şey olduğunu anlattı.


Artık klasikleşti. Seçimlere üç grup giriyor. Birini hep anlatıyoruz. Bizim dışımızdaki diğer grup ise genellikle Anadolu tabip odalarının oluşturduğu hekim platformu denen grup. Bunların örgütçülük yönleri zayıf, siyasi bilinçleri yetersiz. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse TTB işiyle de bence seçimden seçime ilgileniyorlar. Kongredeki TTB başkanlığı için adayları Serdar Öztürk, Ankara tabip odası yönetim kurulunda. Böyle olduğu halde kürsüde, kamu hastane birliklerini, siyah çelenklerle protesto eden Ankaralı hekimleri eleştirdi. Efendim, güya TTB diyelim temsili siyah Kars çelengini Kars’ta çalışan bir doktora taşıtmalıymış. Halbuki tüm çelenkleri Ankara Tabip Odası üyeleri taşımış. Kendisi ne yapmış, bu sırada? Hiçbir şey. Bu eleştirileri yaparken dinleyicilerden yapılan sataşmalarla gülünç duruma düştü. Velhasılı kelam bu grup TTB’yi yönetecek ehliyette değil ve hak etmiyor da.


Sonuç; seçimlerde bizim Hekim Güç Birliği grubu yine kaybetti, Etkin Demokratikçiler yine kazandı.


Umarım, Türkiye kaybetmez...