A. Çelebi - 8
Açsak, Yorgunsak ve Alkan İçindeysek

Bu arada bir haber geldi ki sevinmek mi üzülmek mi ilazım belli değil. İbret alıp, hak dini bulmak isteyenler için, birebir. Sertabip-i kebir Menzilzade Sakıt efendi, bilumum bahanelerle kendisine hizmet ve bağlılıkta kusur eyleyen, beş tane muavinini temelli olarak derdest ederek, tepiklemiş. Yazının iptidası, meşhur ve zavallı Abdurahman çelebinin, minderden aşağıya atılmasıydı. Bu defa, minderin rüyasını bile göremeyecek şekilde, temelli, hal edilmiş. Bu beşten ikisi daha önce Sakıt efendi hazretlerine biat etmeyen yiğit taifesindendi ki adlarını yazarak ağaca çentik atalım. Bunlar, sabi hekimi Kaplan Halit ve Özcan kardaşlarımızdı. Onlar zaviyesinden zayi olmuş bir şey yok. Emme diğer üçü öyle bir tepik yemişler ki, akıllarını yitirmiş olmalılar. İstiskalin bile farkında değiller. Aşık Kul Feyzi’nin aklına, şuera deli Nazım’ın bir şiiri geldi, etrafının ancak duyabileceği bir sesle okumaya başladı;


Akrep gibisin kardeşim,

Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim

Serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

Midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi

Korkunçsun kardeşim.

Bir değil,

Beş değil,

Yüz milyonlarlasın, maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

Gocuklu celep kaldırınca sopasını

Sürüye katılıverirsin hemen

Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

Hani şu derya içre olup

Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

Senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer

Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

Kabahat senin.

Demeğe de dilim varmıyor, ama…

Kabahatın çoğu senin

Canım kardeşim!..


İtalyan dilberinden bahisle, ellaam boğazımıza çökecek yiğidi bekliyoruz demiştik. Hesap, o hesap. Bu defa da dersaadetten, meşhur hekimbaşılardan Eğirdirli Ünal paşa ziyaretimize geldi. Evvel Allah sonra seyis Abdullah, bizi boğarlarken biz öyle bir yandım Allah çekiyoruz ki, şimdiye kadar ne işitilmiş ne de rastgelinmiş bir feryat husule geliyor. Bu feryadı duyup da alaka göstermeyecek bir ademoğlu, iki gün sonra, kıyamet günü hesaba çekilirken acep sessizliği nasıl izah ederim deyu hiç olmazsa yalandan bile olsa, yardıma gelmiş gibi yapıyor. Aynı vilayette çalıştığımız halde, hakikatte çığırtısız ölsek, cenazemize dahi gelmeyecek Zaralı Duran paşa gibileri bile isterseniz yardıma geleyim deyu haber yolluyor. Vaziyet böyle. Şimdi, Eğirdirli Ünal paşa, hem mümkünse arayı bulayım, hem de mümkün değilse ilk ölen siz değilsiniz, son da olmayacaksınız, bağırtıyı kesin deyu söylemek için taa nerelerden zahmet edip gelivermiş. O da bizim Tefennili Şükrü’nün, yine Navarin deniz muharebeleri zamanındaki Girit şifahanesinden büyüğü. Allah’ları var, hala birbirlerine merbutlar.


Eğirdirli Ünal paşa, tamı tamına 27 senelik paşaymış. Nasıl bir iş ise, küre-i arz yer ile yeksan olup tekrardan kurulmuş, harp olmuş darp olmuş, koca padişahların türbelerinde kemikleri bulunamaz olmuş. Ünal paşanın, paşa olduğu sene doğan veletler katıldıkları üçüncü beşinci sefer de ya gazi olmuşlar ya şehit. O sene doğan kız bebelerinin torun tosun sahibi olmalarına birkaç sene kalmış. Bizim Eğirdirli Ünal paşa, hala paşa, hala hekimbaşı. Mübarek, artık hekimbaşılığı geçip cambazbaşı olmuş. Ya hu erenler, bu nasıl bir cambaz ademoğludur ki 27 sene, gelene ağam gidene paşam diyerek ip üstünde kalmış. İşini yürütmüş. Yerli hekimlere Attalosya’da bile icra-i sanat yapmaları içün elli dereden elli su getirten bu namıssız dünyada, Ünal paşanın barbutu hep şeş hep şeş gelmiş. Bir de hala, hekimbaşılık zor zanaat, ziyadesiyle verici olmak icap eder, demesin mi? Artık vericiyi alıcıyı bilecek hal kalmadı, verenden alıp, alana veriyoruz dedik. Aşık Kul Feyzi, Orhan Veli adlı meczubun dizelerine yaslandı,söylendi.


Mesele falan değildi öyle

To be or not to be kendisi için

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duyarlarsa öldüğünü, alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet

Alacağına gelince…

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


Velhasıl Ünal paşa da dert dinleyip memleketine gitti.


İtalyan dilber hala yaşıyor, kaderini arıyor ve bulacak, heralde. Durum vaziyetleri, bu merkezde.