A. Çelebi - 6
Sayrılı Niçin Sağaltılır?

Vasıl olan bilgilere göre, aynı zamanda derinlikli, feylesof bir adam olan, Sarter’in dersaadetteki sabık sertabibi, yoldaşlar bir sayrılı üçşey için sağaltılır, unutmayın! Birincisi, madeni hastır ki şu namıssız dünyada onun sıcaklığı ve kalplere verdiği ferahlığı hiç birşey veremez, benden iyi bilirsiniz. Lakin, madeni has üzerine bir ameliye yapacak iseniz elinizi çabuğa alıştırıp hastayı iyi etmeden yani hasta, yatağında yatıyor iken traşlamak evladır. Bunu pirlerimiz “hasta, yatağında traşlanır” deyu vecize haline getirmişlerdir diyerekten söylermiş. İkincisi, kuvvetli iltimastır. Bunu da dikkatlerimizden kaçırmamak evladır. Niçün derseniz, yarın kadılık mahkemelik bir işimiz olsa, Rabbim göstermesin, dersaadette iltimasla hacamatladığımız bu sayrılılardan yardım istemek icap edebilir. Onun için, her daim nezaretler, umum riyasetlikler, şehremaneti gibi makamlar, biz hekimler içün, stratecik önemi haizdir. Oralardan gönderilen hastaların sağına soluna bakmadan ne icap ediyorsa yapmak evladır. Üçüncüsü ise delikli temastır ki, ne ben anlatayım ne de siz anlamış olun, o kadar. Bir kaç asır evvelinde, camış boynuzu üzerinde döndüğünü sandığımız şu namıssız dünya için söylenenlerin, şükürler olsun doğru olmadığı güzelcene anlaşılmıştır. Artık, namıssız dünyanın, üçüncü maddede bahsedilen uzv-u asli’nin etrafa yaydığı, şua mıknatıslaması üzerinde döndüğü ayan beyan ortaya çıkmıştır. Haydi göreyim sizi, dermiş. Bu kabil nutuklar çeken ve altındakilere böyle akıllar, fikirler veren bir sertabibin yoldaşlarının Sarter gibi cevval olması, tabii bir hadisedir zannımca.


Halbümse, biz fakirleri senelerdir idare etmek lütfunda bulunan, gerek Zarifi Unut hazretleri ve gerekse Sakıt efendi hazretleri bu derinlik ve feylesofça yaklaşımlardan çok uzaklardı. Ya da, sertabip olmaları boşuna olmadığına göre, mutlaka onlarda bu bilgileri biliyor ve kendileri tatbik ediyor emme bize öğrenmeyelim deyu söylemiyorlardı. Günahı ve vebali mübarek sırtlarınadır. Fakat, epeyce eskide sertabiplik yapan Konyalı Koyduk hazretleri, bu has-iltimas-temas triosu zaviyesinden epeyce kendini yetiştirmiş, adeta üstadlık mertebesine ulaşmış bir meslek büyüğüydü. Çok uzun seneler posttan kalkmamıştı.”Gelen ağam giden paşam” deyu yazdığı bir kitabı var idi. Gözlerim ile görmesem inanmam. O zamanki vali paşa hazretlerinin çarığını, ayağına sokarak bağlamıştı ve vali paşayı bilem hislendirmişti. Ne ise mevzu dağılıp ellerimizden kaçmasın. Konyalı Koyduk hazretlerini ileride deha tafsilatlı şekilde yadedelim. Allah-u Teala ona da selamet versin. Amin


Sarter, bunları yaparken Şenihittin efendi de nisaiyede tozu dumana katıyordu. Yerli hekimleri ellerinden iş gelmez, bir şey bilmezler diye küçümsüyordu emme her gün bir yumurtası ortaya çıkıyordu. Ve hepiciği de cılkdı. Hemşirelerin demesine göre,yerlilerin bir saatte yaptığı hacamatı bu üç saatte yapıyordu. Sabiyi anasının rahminden şak açıp alalım dediğini, yerliler bir saatte doğurtuyor, doğuracak inşallah diye beklediği temhizli kadınlarıda, yerliler hacamatlayıp son anda kurtarıyorlardı. Bir poz dolanıyordu emme, arkasından herkes, avurtlarını havayla şişirip birinci ve üçüncü parmaklarını oraya tıklatıyorlardı. Boş diyorlardı, boş. Ordinaryüs olsan, ne yazar.


Öyle bir Rodos keçisiymiş ki dedik ya, oradan devam ediyoruz, erenler. Bize kulak asmayınca, Halep oradaysa arşın buradadır Sarter efendi dedik. At binenin kılıç kuşananınmış. Bakalım el mi yamanmış, bey mi diyerekten hodri meydanı çektik. Seni bilmeyiz tanımayız. Bildir bakalım kendini bildirebiliyorsan deyu ortaya atladık. Gelin bir beraber sayrılıları dolaşalım dedi, yapmadık. Girşu hacamatı yap dedi, girmedik. Al, şuna mühür bas dedi, basmadık. Korkutacağını sanırken korkmadığımızı görünce de asabiyeti tepesine seğirtti. Al takke ver külah kavganın şiddeti arttı.


Benzer nizahlar, nisaiyede ardından hariciyede de başladı. Yerliler, madem öyle alın şifahane sizin olsun. Biz hacamat yapmayacağız artık dedi. Cerideler, çarşaf çarşaf yazmaya başladı. Sarı derviş hergün bir yerde nutuklar atıp yerlilerin hakkını savunmaya başladı. Asri kadınlar cemiyetinden, sayrılı hakları cemiyetine, oradan cumhuriyetçi, meşrutiyetçi, nasyonalist fırkalara kadar bir sürü içtimai kuruluş, şimdiye kadar kendilerine hizmet eden yerli hekimleri desteklemeye başladılar. Nümayişler oldu.Vali paşa hazretleri mevzuyu takip ettiğini ve muttali olduğunu söyledi. Etrak-i biidraklerin, yandım Allah sesleri göklere ulaşmaya başladı.


Herkes, nicolacak, nasıl duracak deyip dolanırken, bir kişiden tıs sesi bile çıkmadı. İşler öyle bir hale geldi ki, zelzelede çökük evlerin yanına gelip de insan iniltisi duymak için her şeyi susturur da dinlerler ya, şifahanede millete “susun, susun, ses çıkarmayın,belkim Sakıt efendi bir şey buyurur, duymayız.” diyenler oldu. İrtihal havadisimiz ulaşınca, belkim “tüh, yazık oldu” der, hiç olmazsa onu duyarız diye arada sukut provaları yapıldı. Emme, nasıl bir zalim adammış ki bu Sakıt efendi, ıh sesi bile gelmedi. Ve o ses gelmedikçe, yerli hekim ve hemşirelerin öfkesi arttı. Artık Sakıt efendi, idareye mecbur olduğu şifahanenin kapısına çıkamaz hale geldi. Ve sonunda Vali paşa hazretleri emir buyurmuş olmalı ki, Sakıt efendiden beklenen haber geldi. Cuma namazını müteakiben, vali paşanın temsilcisinin riyasetinde toplantıyapılacağı ilan edildi. Millet bir oh çekti. Hiç olmazsa idamdan önce son arzumuz sorulacak. Eşek cennetini boylayacaktık barim bu toplantıda ölüm duamızı yaparlar da öbür dünyaya cünup gitmeyiz dediler.


Sayılı gün çabuk bitermiş. Cuma da sayılı olduğu içün çabuk geldi çattı. Uzun bir masa tertip etmişler. Sakıt efendi hazretlerinin sağ yanında veliaht prens Şengen, sol tarafında Vali paşanın temsilcisi ve onun da sol tarafında temsilcinin yardımcısı.Karşılarında ise ikiyüz elliye yakın kurbanlık koyun. Vali paşanın temsilcisi, bismillah çekerek, toplantıyı açtı ve sözü Sakıt efendi hazretlerine bıraktı. Sertabip hazret-i şehriyari Sakıt efendi’nin, okuma yazma ile arası pek olmadığı içün, bir de böyle mühim toplantılarda her zaman yapabileceği küçük bir yanlışlığın herşeyi mahvedebileceği düşünülerek prens Şengen efendi, bir metin hazırlamış. Sakıt efendi, hesaba göre onu okuyacak. Aman ya Rabbim, Sakıt efendi eline tutuşturulan yazıyı da okuyamıyor. Kem ediyor, sonra küm, biraz kem küm. Vallahiazimüşşan, Aşık Kul Feyzi’nin beş yaşındaki biricik Zeynep sultanı dahi, biraz öğretilse, Sakıt efendiden daha iyi şakıyacak. Emme, anladığımıza göre;dediklerimi yapmaz iseniz, asarım, keserim ve dahi süründürürüm diyor. İkiyüz elli kurbanlık koyun da boyunlarını büküp, celepin bıçağı bilemesini takip ediyor. Kimi de “ya kör bıçak ile keseydi n’iderdik ? ” diye Allah-ı Tealaya şükrediyordu. Sakıt efendi, sonunda nutkunu bitirdi.


Vali paşa hazretlerinin temsilcisi olan zat, Sakıt’a şöylesine bir teşekkürden sonra , “evet yoldaşlar, birazcık da sizi dinleyelim” dedi. Allah’ım, aman Allah’ım ve güzel Allah’ım ! Sankim Estergon kal’asından huruç yapılacak, düşman gözünü açamasın deyu durmaksızın ateş ediliyor. Ya da İstanbul surları önündeki kardaşlarımıza kahpe Bizans’dan atılan ve her bir santime iki ok düşen günlerdeki kadar yoğun direniş var. Yerli hekimler bir bindiriyor bir bindiriyor, anlaşılmaz, görmek lazım.


Eğirdirli uzun Önder diyor ki, bu şifahaneyi gavur İngiliz dominyonları gibi idare ediyorsun, heç böyle şey olur mu? Bayburtlu Ergin diyor ki, sen ehli sünnet vel cemaat geçiniyorsun, sana olan kul hakkımı helal etmeyeceğim, seni öbür dünyaya kul hakkıyla yollayacağım. Biri diyor ki; senden önceki sertabip Zarifi Unut hazretleri, mahkeme kadıya mülk olur sandı yanıldı. Sen de yanıldığını göreceksin. Mahkeme kadıya mülk olmayacak. Çelebi Sarter diyor ki; cürüm oluşturmaktan mübarek bileklerine kelepçe geçirilecek, haberin ola. Biri diyor ki; bu yaptığın işler ile kayınvalidem hazretleri hasta olup gelse, şifahaneyi, senin mübarek kellenin üzerine yıkar, vallahi. Şimdi benim kayınvalidem, istediği hekime görünemeyecek mi? Akıllara seza, bu işlerin mucidi kim ola? Daha neler, neler.


O, azimetli ve hiddetli Sakıt efendi hazretlerinden şifaya niyet bir kelime çıksa da bir şey dese. Hiç birşey diyemiyor. Her söyleneni yalayıp yutuyor. Ya yanındaki veliaht prens Şengen efendi. Ta nerelerden, bugünler düşünülerek getirilmiş, aslanlar aslanı Şengen.. Onda da ses soluk yok. Her ikisi de, yağmur sonrası yollara çıkıp, biri geldiğinde ufacık kafalarını çıtır korunaklarınıniçine çeken, adeta birer sümüklü böcek.


Bu acınası hal üzerine, Sarı derviş, yoldaşı Kul Ahmet Turan’dan ezbere bildiklerini, belkim böyle söylenirse anlarlar diye söylemeye başladı.


dedim ergin sevgi nedir

dedi insan saygı nedir

dedim yarın kaygı nedir

dedi canlar bir olmaya



dedim müjgan vatan nedir

dedi yürek notan nedir

dedim bilinç hatan nedir

dedi yana kor olmaya


dedim erhan korku nedir

dedi umut sorgu nedir

dedim direnç yargı nedir

dedi dünya dar olmaya


dedim aysel siyasa ne

dedi özgün piyasa ne

dedim zıtlık hülasa ne

dedi söze yer olmaya"


ikiyüzelli kurbanlık koyun, bu hisli söyleyişler üzerine, hem cana geldi, hem bilendi. Hakkımızı savunuyoruz, o kadar diye çarptı yürekleri, birbirlerinin yüreklerini duydular.


Bu sırada nisaiyeci Şenihittin efendi, biraz kendini, biraz da Sakıt’ı kurtarmak için gak guk ediyim dedi. Merdi Kıpti, şecaat arzederken sirkatini söylermiş. Bu da öyle. Sus, haddini aşma,konuşma bağırtıları arasında pişman bir şekilde yerine oturdu. Daha önce de, Neslişah bacı ve Bay Cansal yine böyle oturtmuşmuş. Tarih tekerrür ediyor. Acınacak haldeler.


Tabii, vali paşa hazretlerinin temsilcisi, olan biteni bir tiyatora temaşa eder gibi seyrediyor. Belli ki Sakıt’a hem kızıyor, hem acıyor.Devlet-i ali Türkiya’nın Attalosya vilayet şifahanesinin ne derece berbat idare edildiğini, çalışanların çalıştıkları yere nasıl düşman edildiklerini kendi gözcağızlarıyla görmekten dolayı yeise kapılıyor. Çaresizlik içinde ayağa kalkarak, “anlaşıldı yoldaşlar” diyor, anlaşıldı. ”Mutlak çözüm bulacağız.”


Bu toplantıda, vali paşanın temsilcisi olan zatın, Sakıt efendiye çok merbut davranmadığı, tarafımızca his olundu. Niçün böyledir deyu düşünülürken, Sakıt efendinin nazır ile aynı familyadan olmadığı, bu sebeple de postun hak ediş ve mülkiyetinde çok muhkem durmadığı bilgisi geliverdi. Yerli hekimler, bu bilgi kırıntısına bile zil takıp oynayacaklar neredeyse.