A. Çelebi - 2
Mühim Familyalar

Memleketimiz hudutları içinde binlerce defa şükürler olsun, çok mühim familyalar, aşiretler, derebeylikler vardır. Bitlisli Saidoğulları, Phethool aşireti, Buharalı nakışçılar, Hilmizadeler yine Trabzon eşrafından Kadiriyegiller, Pilaviler, Hoşafiler bu mühim ailelerden belli başlı olanlarıdır. Meşhur müfessirlerden İbni Haldun Taner “Eşeğin Gölgesi” adlı eserinde bu ailelerden Pilavi ve Hoşafileri anlatmış efkar-i umumiyede takdire mazhar olmuştur.


Tarihe damga vurmuş familyalar arasında neşvünema bulan yeni bir familya vardır ki, bir düzüye devlet ve hükümet erkanı çıkarmıştır ve çıkarmaktadır. Bahse konu olan familya iftiharla söylemek gerekirse Menzilzade‘lerdir. Belki bu mevzuyu da ileride sarahatle açarız.Şimdilik şu kadarını deyelum kü, menşei Adıyaman vilayetinedayanan Menzilzadeler, senelerdir rahmetli atadedelerinin topladığıaşarı vermeyip yemesinden dolayı, cezalıydılar. Ve devlet indindede kıymet-i harbiyeleri yoktu. Ancak Tayyib-ül Recep’in işbaşına gelmesiyle beraber kaderleri düzeldi, güzelleşti. Tevatüre ne kadar inanmak lazım, ayrı, yine de işittiğimizi söyleyelum. Güya, Tayyib-ül Recep’in dedesi, zamanın behrinde deve sırtında Mekke’ye giderken, hastalanmış ve o civarda mukim Menzilzade aşiretinin konaklarından birinde aylarca bakılmış. Şifa bulup da farizasını yerine getirince, mahdumlarına Menzilzadelere borcumuz var, vasiyetimdir, ödeyelim demiş. İşte böylece, dedenin vasiyet ettiği borcu ödemek şerefi Tayyib-ül Recep’e kısmet olmuş. İş başına geldiği gün, Menzilzadelerin bozuk sicil defterlerini imha ettirmiş. Devlet-i al-i Türkiya’nın kapılarını onlara açmış.

Burada antrparantez familya adları telafuz edilirken bir tanesinin ismini yazmakta ve söylemekte müşkilat çektiğimi fark etmiş olmalısınız. Phethool aşireti, son 20-30 yılda Allah-u teala daha çok versin çok çalışarak servet sahibi olmuş bir ailedir. Bu mühim zenginlik ve yapılan ticaret sebebiyle devamlı surette ülke hariciyle irtibata geçtikleri, bu geçişlerde hassaten Amerikanya gümrüklerinde rastladıkları zorluklardan dolayı isimlerini değiştirmişlerdir. Bu basit tedbir sayesindedir ki işleri biraz daha kolaylaşmış, biraz daha karlı hale gelmiştir. Hatt-ı zatında muhterem pederleri işleri merkezinde idare etme gayesiyle Amerikanya’ya taşınmıştır. Ve o gurbetlik yerde cümle düşmanı çatlatıp dostları sevindirecek şekilde “Pensilvanya Time” adında mecmua çıkartıp aşiretle ilgili havadisleri bilimum efkar-i umumiyeye servis etmeye başlamışlardır. Emme, memleketimizde bilindiği üzre her başarılı şeye veyahut insana takılan çelme ve atılan çamur ziyadesiyle bunlara da atılmakta, kazandıklarını şöylecene gönül ferahlığı içinde yemelerine mani olunmaktadır. Şık Ahmet deyu bilinen yazar müsveddesi kıskançlığı öyle bir hadde getirmiştir ki oturup kocaman “Dokunan Yanar” deyu kitap yazmıştır. Güya Phethool aşireti kendilerine kem gözle bakan, kazandıklarını kıskananları bir nazarda inmeli heyulalara çevirip dünyasını karartıyorlarmış. Son olarak Antepli Avcı Hanefi namlı bir intellicensiyacı, yok efendim bunlar kanun nizam dinlemezlermiş deyu ceridelere beyanat verdi de pişmiş aşa su katıyor suçlamasıyla Silivri zindanlarında istirahate alındı. Allah-u Teala islah etsin, ne diyelim?


İkincisi, sıhhati, içtimai muaveneti anladık ta terceme nerden çıktı diyorsanız kısa bir bahis açıp onu da anlatayım.Günahı anlatanın boynuna, güya Tayyib-ül Recep, divana girecek nazırlarını seçerken, Frenkçe bir evrakı çıkartarak, kimin çabuk terceme edeceğini ölçmek istemiş. Şayıadır, lakin söyleyelim, evrak da duyun-u umumiyenin gönderdiği evraklardan biriymiş.Menzilzade Recep bir lahzada tercemeyi yapmış ve o saat nazırlığı kapıvermiş. Hal böyle olunca, Tayyib-ül Recep diyesiymiş ki ; madem öyle, nasılsa tabipsin de, elimde ecnebi bir bankanın “sıhhat ve şifa işinden kar nasıl yapılır” deyu bir kitab var, terceme et, uygula.Yalnızca kitabın adını değiştirip, “sıhhat işinde inkilap porogramı” koyalım Hem sen yorulma hem bunu veren gavurun istediği olsun, demiş. İşte, zengin gavurun kağıda yazdıklarının aynısını, çevirip çevirip Müslüman ahaliye ezber ettirme devri böyle başlamış.


Tabiidir ki neticede, terceme olduğu içün, arada hatalar oluveriyor. Bununla ilgili şahit oluverdiğim bir vak’ayı anlatayım da anlayıverin. Fakru zaruret içinde bir kadın, o gün, yazılan ilacı almak bahanesiyle eczahaneye gidivermiş. Yazılan tek ilac, kuponu kesilip önüne konmuş. İlacı veren eczacı kalfası beş mecidiye istemiş.Kadın ne parası yavrım, ilaç parasız değil mi deyu sormuş. Kalfa da demiş ki, beş mecidiyeden dördü hasta olup tabipe gittin diye vergidir, bir mecidiyede ilacın yüzgörümlüğüdür. Zavallı kadın şaşırıp kalmış. Heyvah ki heyvah, benim o kadar param yok, ilaç kaç para ki, ben sade onun parasını verip, ilacı alıp gideyim demiş. Kalfa da ilaç iki mecidiye, istersen al istemezsen alma amma velakin iki mecidiyeye ilacı alıp gitsen de bu dört mecidiye sen ölene kadar borç olarak arkandan gelir, sen bilirsin demiş. Kadın şaşırıp kalmış. Gelmiş bize soruyor, napıyim diyor. Bizde sen bilirsin dedik. İşte terceme hataları, nasıl komik vakalara sebebiyet veriyor, görüyorsunuz. İki mecidiyelik ilaç, beş mecidiyeye satılıyor. Menzilzade Recep’in hatasıişte. Hayırlarla neticelenir inşaallah…


Neyse nerede kalmıştık? Veliaht prens Şengen’in arkadaşlarının hülyasında değil mi! Onlar, laf aramızda olmayacak duaya amin diyorlar. Çünkü, tepikleme üstadı, muhterem sertabip hazretleri, her ihtimale karşı, Şengen’den sonrasını da hesap ederek onu getirdiğiyerden, istepne prens olarak bir de Naşit adıyla maruf bir muavin namzedi daha getirtmiştir. Yanlış anlaşılmasın diye vurgulamak da faide var. Namzedlik mübarek kıçların yerleştirildiği, yukarıda bahsi geçen mindere oturma namzedliğidir. İstepne prens Naşit’de, Cenab-ı Hak tarafından üstün meziyetlerle donatılmış ve bu donanımları velinimetimiz hazretleri tarafından takdir edilmiş şanslı kullardan birisidir. Bu farklılıklarının kendisi de farkında olan prens, bu yüzden mebzul miktarda kendine güvenli, aynı zamanda hizmet aşkıyla dolu bir halde mindere oturma sırasını beklemektedir. Bu bekleme sırasında, olur ya dikkati dağılır sıranın kendisine geldiğini kaçırıverir diye çevresindeki hiçbir mahlukata bakmamakta, hatta onların selamını almamakta, selam da vermemektedir. Adeta iki gözünden biriyle mübarek minderi, diğeriyle de hazreti şehriyariyi takip etmektedir. İstepne prens Naşit’in,göz sıhhatini düşünerek “bu halde uzun süre kalamazsınız, şaşıolacaksınız” uyarıları yapılmakta, ancak o, zaten eskiden kalan bir miktar şaşılığım mevcut, çok dert etmiyorum diye cevaplamaktadır.Geldiği günden beri, Menzilzade Sakıt efendinin himayesinde bulunduğu içün, eliyle koluyla küçük dağları ben yarattım edasıyla dolaşmakta, yakın çevresi de hergün bokunda boncuk aramaya devam etmektedir. Aldığımız havadislere göre, henüz bir boncuk bulunamamıştır. Rabbim, şifa ihsan eylesin. Amin.


Girizgah sırasında, minderin eski mukimlerinden Durulmaz Mustafa paşanın da adı geçmişti. Onu da hayırla yad etmek,vakanüvisini buraya düşürerek namını tarihe geçirtmek gayesiyle bahsetmek de faide var. Durulmaz Mustafa bidayetinde iyi bir adamdı.Amma, paşa olmayla dilere destan, akıllara ziyan işler yapacağını belli ederdi. Müspet ciheti, yad ellerden gelmeyip, ocaktan yetişmeydi, bir. İkincisi, esas vazifesini yaparken herkes görmüştü,kimsenin tabip olduğundan şek ve şüphesi yoktu. Üçüncüsü, her işini, nevi şahsına münhasır bir tarzla icra ederdi. Öyleyse, mindere oturunca da farklı olacaktı ve oldu da. Bir kaç tarihe geçmiş nutuk irad etmiştir ki akıllara sezadır. Mesela, minderden inerken yaptığı bir veda hutbesi vardır, hala konuşulur. En sevdiğim üç hususiyet, vırt zırt, sonra en öfkelendiğim üç hususiyet diyereksenelerdir beraber mesai yaptığı yoldaşlarına hayat dersleri vermiştir. Ve bundan dolayı Mustafa Kemal Durulmaz lakabıyla anılması için teklif verenler dahi olmuştur. Amma her ne kadar mübarek diyorsak da mübarek olduğu kadar namussuz ve fettan olan minderin şaşırtmasıyla bu işleri yaptığı kanaati hasıl olmuş, işin vebali Durulmaz paşaya değil de üstündekini ne oldum delisi yapan mindere yüklenmiştir. Allah-u teala onun da taksiratını affetsin. Amin…