A. Çelebi - 12
İrtihal


Emme velakin ne oldu diyen var ne de olacak. Artık kim el verir de Attalosyaa şifahanesi işi çözülür belli değil. Rahmetli İskender’in Mısır’da kimsenin çözemediği kördüğümü bir vuruşta kesen kılıncı olsa neredeyse ona yalvar yakar olup ödünç isteyeceğiz. Attalosya ahalisi demek ki makbül bir ahali değil. Netice bu. Duaları tutmuyor, yerine varmıyor. Reyleri de ciddiye alınmıyor. Tüm bu geliş gidişler ve sallanışlar arasında oynatmaya az kaldı, doktorum nerede deyu Sandalcı Mustafa efendinin oyun havasını çalıp oynuyorduk ki hakkaten oynattığımızın ispatlı delilli bir vakıası cereyan etti. Artık ne kadarı şaka ne kadarı temenni, ne kadarı da yanlış duyumdan husule geldi, bilinmez. Attalosya ceridelerinde kocaman bir ilan yayımlandı. Sabahleyin gözümüzü açar açmaz cerideyi görünce aaaa diye küçük dilimizi yutmamıza az kaldı. Kimi, baştan değil de sonradan söylüyor. Fesuphanallah, hayırlara vesile olsun diyerek okumuş. İlan aynen şöyleydi:




İRTİHAL


Teke vilayeti Attalosya sancak şifahanesini dört uzun yıldır idare etme şerefine nail olmuş, rüyasında görmeyeceği mevkilere vasıl olup şimdiki gibi şartlar hususileşmedikçe bir daha asla yapamayacağı vazifeler deruhte etmiş; iptidasında gül gibi yapacağım, bilim fabrikası olacağım, darulfununla yarışacağım deyu başladığı sertabiplik vazifesini ağzına ve yüzüne bulaştırararak gerek gelir gerek itibar gerekse istatitiksel manada yer ile yeksan eden; Sarter Ahalan gibi hap hup şaralopçuların koruyucusu; emrinde çalışan bine yakın tabip, hemşire, hastabakıcı vesaire emektardan helallik istese beş kişiden fazlasından alamayacak; milletin dötüne açık koluna bakarak kaç işyaptığını tahmin etme üstadı; bu kabiliyetinden dolayı bilumum hatun ve emekçi teşkilatlarının tepkisine mazhar olmuş; tabip olduğu halde tabiplik yapmadığı içün meslektaşlarını olur olmaz iftiralarla karalayan; işciddiye bindiğinde de söylediğini inkar edip tükürdüğünü yalayan; Attalosya şifa alemine prensŞengen, istepne prens Naşit, Kuskus paşa gibi akıldanelerini bırakan; en yakın yoldaşlarını bir fırka uğruna veya mevki zortlatmasıyla bir kalem de bozuk para gibi harcayan; tepikleme üstadı; kendisini posta oturtan Tayyib-ül Recep’in fırkasını bile üç ayda yaptıklarına pişman eden; türlü cambazlıklarla herkese rağmen ayakta kalmayı başaran; rivayet odur ki, hastalıklı olduğu son bir yılda nazır Menzilzade Recep’in hayat öpücükleriyle hayatta kalmayı başaran; velinimetimiz, halaskarımız sertabip-i kebir hazretişehriyari Menzilzade Sakıt efendi bugün öğleden sonra bu dünyadan terki diyar eyleyip öbür ve asıl dünyaya irtihal etmiştir. Morte olup cartayı çekmesi esnasında ve öncesinde yardım eden, emeği geçen bilumum esnafa, hekime, fırka mensubuna ve yakın yoldaşlarına teşekkürü bir borç biliriz. Rahmetliye dualarını hiçbir zaman eksik etmeyen Attalosya halkından Cenab-ı Hak razı olsun. Allah-u teala taksiratını affetsin, Attalosya ahalisinin gördüğü göreceği bu olsun. Amin.




Öyle kalakalmışım, ihvanlar. Birkaç sallandım, doğrumudur eğrimidir muhasebesi yaptm. Zil takıp oynamalı mı , davulcu çağırıp şenlik mi yapmalı bilemedim. Yoksa görüp göreceğimiz bu olsun diyerekten mevlidhanları mı toplamalı diye düşündüm. Cenab-ı rabbül alemin tam boğulduk öldük dediğimiz anda Hızır aleyhisselamı mı göndermişti? Ya Rabbim kıyamet kopacak da onun ilk salah işaretlerini mi gönderdin? Ölüm iyiliği mi dir üstümüzdeki? Tövbeler olsun. Bu kadar kolay mıydı kurtulmak? Şükürler olsun. Tam dedim mi demedim mi bilemedim aşağıdan yoldaşlardan biri bağırıverdi Aşık Feyzi, Aşık Feyzi, bir bakıver hele!. N’oldu diye aşağı sallandım. Sakıt efendinin ölüm ilanını cerideye bir münafığın kötülük olsun diye yazdırdığını bağırmaz mı. Bir yeğniceklik yapıldığını söylemesin mi. Hatta inanamadım, gelirken baktım, domuz gibi de sıhhatli demesin mi. Bir defa daha dünya karardı, umutlar söndü. Salah bir başka bahara ertelendi.