A. Çelebi - 10
Algoritma Gönyesi


Ortalık öyle bir hale geldi ki şayıalar gırla gidiyor. Güya SŞSK deyu bir dernek kurulası olmuş. Madem devlet-i Al-i Türkiya topraklarında halimiz hatırımız sorulmaz, ölüp bittiğimiz fark edilmez kendi göbeğimizi kendimiz keseruz deyenler toplaşmaya başlamışlar. Kimi ulema, SŞSKD’nin fertlere yönelik bir isim ve faaliyet içinde olmasının, ahlaki ve felsefi veçhesini ön plana çıkarıyor. Bir laf var imiş. Küçük adamlar şahıslarla büyükler olaylarla, en büyükler fikirler ile alakalanırlarmış. Ondan dolayı SŞSKD adı olmazmış. Şenihittin efendi’nin garpdan getirttiği algoritma gönyesini mevzu ederek “Algoritma Kurbanları” adı verilecek bir cemiyet teşekkülünün daha münasip olacağını söylüyorlar. Güya Attalosya’nın ölen ve sakat kalan ahalisinin günahlarını hem algoritma gönyesine çıkartacaklar, hem de gönyenin garpdan gelmesini bahane ederek garp düşmanlığı yapacaklar. Velhasıl-ı kelam, işi münafıklık olanlar, fitne fücura devam ediyorlar.

Artık her şeyi bilen, farkeden sertabip Menzilzade Sakıt efendi hazretleri ise sadrazamın beddualarının bu kadar tutmasına hem seviniyor, hem de istikbalde faturanın kendine kesileceğini hesapladığı için telaşlanıyor. Yukarı tükürsen bıyık, aşağısı sakal vaziyetlerinde kıvranıp duruyor. O, şatafat, debdebe ve heybeti dillere destan Sakıt efendi hazretlerinin, teşbihte hata olmasın, kuyruğu titriyor. Münasip bir vaziyet halketmesi, Şenihittin efendi ile Sarter Ahalan’ın tepiklenmesine firsat çıkarması için yaradana dua, niyaz ediyor. Fakat bu defa ki tepiğin zavallım Abdurahman çelebiye atılan tepik gibi olmayacağını da biliyor. Uygun zaman ve yerde tepiği vuramazsa, nazır Recep’ten kendi yiyeceği tepiği hesaplıyor. Aman yumurtaya can veren Allah’ım! Ne akıllar yaratmışsın. Emme bu akıllara rağmen cin olmadan adam çarpmak, kırk tilki dolaştırıp kuyruklarını birbirine değdirmemek ve üstüne adam mantepsileyip, kıçına fayrap yapmak kurslarının her birinden üstün başarılarla mezun olarak şifahane sertabibi olmak şerefine nail olan Sakıt efendiye kendi aklı ve üstüne akıldanesi Şengen efendinin aklı yetmiyor. Veliaht prens Şengen efendi ki, hilkaten bu işlerin adamı olduğu halde, şifaya niyet bir akıl veremiyor. Mevzu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Sarter Ahalan ile Şenihittin efendiye, bu tepiği nasıl ve ne zaman oturtalım ki bir vurmaya mezara girsinler ve ne oldum demeden topraklanarak rahmet-i rahmana kavuşsunlar. Arkalarından dualarını, hayır hasenatlarını yaparız, mevlid-i şeriflerini okuturuz. Yeter ki kafaları kabrin tahtalarına çarpıp yahu ne olduk öldük mü, bizi Sakıt efendi mi bu hale getirdi demeye yetişemeden üstleri kapatılsın. Yoksam bir tepikde, mezara girmeyen Sarter gavuru, Sakıt efendi hazretlerini yanına almadan ölür mü? Ölmez. Netekim anlatanların yalancısıyız, birkaç hafta evvelinde Sakıt efendi, ne demekse Sarter Ahalan’a “ben sana avans verdim, emme kullanamadın, ucuz tarafından harcadın” deyu bağırmış. Altı ay olmuş, hala ne kendi kullanmış ne de geri vermiş. Demek ki Sakıt efendi bir de verdiği avansı geri alıp tepiklemek istiyor. Sarter de vermiyor. Bu avans ne ola deyu çakalozlama yapıldı, emme netice yok. Deli mi Sarter, belli ki geri verirse defin işlerini hızlandırmış olacak ellaam. Bunu duyan yerli hekimler, bize ne avans verdi ne yüz deyu kahredip geziyorlar. Bahtsızlarmış demek ki, kıymetleri bilinmemiş, Allah razı olsun denmemiş. Yüzlerine gülünmemiş. Sırtları sıvazlanmamış.


Sakıt efendi hazretlerinin hali, büyük hülya ve hesaplarla yola çıkıp, kırk yıllık karısını bir çırpıda dehleyen, emme velakin az zamanda yaptığına yapacağına pişman olan şaşkın kocalara benzedi, diyorlar. Zenginleşmeyle, evi barkı değiştirmeyle kırk yıllık cefakar karıyı boşayıp yerine güzel gavur karısı getiren Apturişko Gıygıy efendiyle, kaderleri benzeşmiş, Sakıt efendi’nin, güya. Yırtığını söküğünü diken, bağı bahçeyi ihmal etmeyen, eski karıdan kalan üç dört laf anlamazı, Apturişko’nun elden ayakdan düşmüş anasını gül gibi idare eden, ağzı var dili yok, aç kalsa açım, tipide kalsa üşüdüm demeyecek karıymış, Apturişko Gıygıy’ın karısı. Bağı bahçeyi tostoparlayıp da akşam oldu mu gelir, Gıygıy’ın yaltaklanmasına bir güne bir gün yorgunum, başım ağrıyor diyerek olmazlanmazmış. Benzetmek gibim olmasın, Rabb-ül alemin Gıygıy’ın karısını sanki Gıygıy ilen akraba taallukatına hizmetkarlık etsin deyu halketmiş. Teke’nin bu yiğit ve cefakar karısına, yeni, gıcır ve böyük eve taşındık, zenginledik artık diyerekten sepet havası yaparsan başına geleceği bileceksin, artık. Apturişko Gıygıy yeni karıyı reklam üstüne reklam yaparak getirmiş. Güzelliğini dillere destan yapmış. Güya, bir ağzı var imiş çift badem sığmazmış, burnu düğme kadarmış, yanakları al al imiş, saçları sarıymış, boyu da eskisinden belkim bir karış fazlaymış. Bunları duyanın ağzının suyu aktı emme, Apturişko anlamazdan geldi. Davullar bir yandan, köçekler diğer yandan, pehlivanlar güreşe tutuşmuş, ciritçilerin ha babam de babam at tepiklediği, görülmemiş bir düğün yapmış. Gıygıy efendi hazretleri, yeni eve gavur gelin getirecek güya. Emme bir ay geçmemiş ki gavur gelinin evinden tangurtu, gıcırtı ve pis kokular çıkmaya başlamış. Ve patırtı, azalacağı yere gün be gün artmış. Gavur gelin daha geldiği gün demiş ki, öyle canının çektiği her gün olmaz, onu unut. Sen bana söyle, ben de takvimime bakıp ona göre hareket edeyim, yoksam iki senede iki sabi peydahlarım ki vücudum o an deforme olur, bakılmaz hale gelir demiş. Apturişko hazretlerinde, şimdilerde müzminleşen kendinden geçerek bayılma, ilk bu laftan sonra olmuş. Emme bir şey de deyememiş. Sonrasında, kötürüm anana bakamam deyerekten onu da eltilerine postalamış. İlk karıdan olma üç veledi de, zati bunlar lafdan sözden anlamazlar deyu dehlemiş. Gıygıy’ın gücüne güç katan, tuttuğunu kopartmaya yarayan geniş aşireti de, bu sayede dağılmış. Bulaşığı toprakla yıkayan eskiye inat, gavur gelin Ayvalık sabununa bile razı olmamış ille Pire sabunu olacak deyu tutturmuş. İğneden ipliğe akla gelen her bir şeyde böyle davranılınca, hep övündükleri evlerinin beti bereketi de suyunu çekmeye başlamış. Birde evin avlusuna çıkıp girerken mahrem namahrem aramayınca, Gıygıy efendinin ev halleri çarşı pazar konuşulur olmuş. Abdi olan ismi de, böylecene tırışkadan adam mealinde Apturişko olmuş. O da yaptığına yapacağına pişman olmuş emme elinden de bir şey gelmemiş. İşte Sakıt efendi hazretlerinin, buldukça bunayan ne oldum delisi yapan Apturişko efendi benzetmesi böyle başlamış. Hakkaten de benzerlik yok değil. Gıygıy efendinin kötü kaderi inşallah Sakıt efendi hazretlerinde tekrarlamaz. İnşallah-u teala, dua edelim de kapalı olan kalp gözleri açılıversin. Amin…


Bu lakırdıların yapıldığı zamanlarda, cüsse ve hareketleriyle müsemma olmayacak şekilde, incelik filizleri çıkaran Çelebi Serdar efendi, Orhan Veli meczubunun dizelerine yaslanarak ve Sakıt efendiyi kastederek söylemeye başladı, dertli dertli:


Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allah’ın adını,

Günahkar da sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye


Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matrasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzigar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigar.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

“Ölüm Allahın emri,

“Ayrılık olmasaydı.”