57'den Sonra 58

26-27 Haziran 2009 tarihinde, Ankara’da TTB’nin 58. genel kurulu yapıldı. Tam bir sene önce, 57. seçimli genel kurul yapılmıştı. Bu defa ki seçimsiz oldu. Genel kurula, Antalya delegeleri olarak Dr.Adnan İş, Dr.Reha Artan, Dr. Ozan Uzkut ve ben katıldık. ATO yönetiminden Dr Selçuk Koçlar ve Dr Arif Bulut’da konuk katılımcılar arasındaydı.


Bu genel kurulun önemi, tamgün yasasının çıkmak üzere mecliste beklediği günlere rastlamasıydı. Hekimleri birebir ilgilendiren böyle bir yasanın çıkma arefesindeydik. Meslek örgütümüzdeki havayı koklamak, düşüncelerini öğrenmek, direnmek gerekiyorsa o kararlığın olup olmadığını anlamak ve bu konudaki düşüncelerimizi diğer meslektaşlarımızla paylaşmak başlıca amaçlarımız arasındaydı.


Genel kurulda öğrendik ki; genellikle Orta ve Doğu Anadolu tabip odalarının başkanları (Konya, Kayseri, Erzurum, Trabzon vs.) tamgün yasasının çıkmaması veya çıkacaksa birtakım değişikliklerle çıkmasını sağlamak amacıyla sayın bakanla birkaç gün önce görüşmüşler. Toplamda 31 tabip odası, TTB’yi geçerek ve ona danışmaksızın böyle bir girişimde bulunmuş. Meslek örgütünün bölünmüşlüğü ve güçsüzlüğü anlamına gelebilecek böyle bir girişimin, neticesiz kaldığı gibi hekimlerin bu konudaki muhataplarını da rahatlattığı şüphesizdir. Nitekim, Sağlık bakanıyla görüşme yapan tabip odalarının çoğunluğunun, 58. genel kurula katılmayışı da toplu hareket ederek hak elde etme davranışından vazgeçerek, lütuflara dayalı bir kazanım yolunda olunduğunun ispatıdır, sanırım.


Genel kurul sırasında, TTB başkanı Dr. Gencay Gürsoy, Sağlık Bakanının kendisini telefonla arayarak komisyonda yapılmasını sağladığı son değişikliklerden bahsettiğini söyledi. Sağlık bakanı, güya doktorların emekliliğe yansıyacak özlük hakları için çok çalıştığını, bunun görülmesini istediğini ve son değişikliklerden sonra destek istediğini beyan etmiş. TTB başkanı da genel kurulda konunun görüşüleceğini ve bir karar verileceğini söylemiş.


Genel kurulda tamgünle ilgili konuşma yapan tüm konuşmacılar, şimdiye kadar kendilerinin de tam gün istediklerini, ama çıkacak yasanın kendi istedikleri tamgün yasası olmadığını ısrarla belirttiler. Sağlıkta dönüşüm programının bir parçası olan bu yasa tasarısının, bu özelliğiyle ne topluma ne de sağlık çalışanların fayda getirmeyeceğini söylediler. Hekimlerin, iş güvenceleri yok eden, az ücretle çalıştırılmalarını sağlayan, tamamen piyasa koşullarını hakim kılan bir sistem olan sağlıkta dönüşüm programının, bir parçası olan tam gün yasasının sağlıkta onulmaz yaralar açacağı ifade edildi. Özellikle hakim, savcı ve askerlerin maaş ve emeklilik maaşlarıyla kıyaslandığında, bizimkilerin içler acısı halinin, iktidarın hekimlere yönelik duruşunun ne kadar olumsuz olduğunu gösterdiğini belirtiler. Ancak konuşmacılardan bir kısmının muayenehane sisteminin, bir kazanım olarak korunması gerektiğini söylerken önemli bir kısmın muayenehaneciliği savunulacak bir şey olarak görmemesi dikkat çekti. Yine, üniversitelerdeki öğretim üyelerinin her yönden tatmin edici dolgun ücretlerle, asıl işleri eğitime yönelik olarak tamgün çalıştırılmasında da mutabık olunduğu görüldü.


Bu sırada TTB avukatı yasa tasarısı ile getirilmek istenen özlük haklarına yönelik değişikliklerin kısa bir özetini yaptı. Anlaşıldı ki, aylardır hatta yıllardır söylenen emekliliğe yansıyacak iyileştirmeler sözde kalmış. Bildiğim kadarıyla, tüm memurlar için emekli olunmadan hemen önce elde edilen hakların, tüm emekliliğe yansıması esas iken, bu, bizde böyle olmayacakmış. Döner sermaye hak edişlerinden her ay kesilecek belli bir primin biriktirilmesi ile emeklilik maaşlarına yansıma yapılabilecekmiş. Bir nevi bireysel emeklilik gibi. Avukatın dediğine göre, bir uzman hekim için ayda 340 lira yatırılacak, 5 sene sonra bu emekliliğe ayda 180 lira şeklinde yansıyabilecekmiş. Yanlış anlamadıysak, çok hayal kırıcı bir durum.


Bir delege, hekimleri 50 -60 yaşından sonra rahat yaşatacak bir sistemin kurulması halinde şu anda problem olarak görünen bir sürü şeyin sorun olmaktan çıkacağını söyledi ki, bu yargı, genel kabul gördü. Eğer bu sağlanamayacaksa da, nasıl bir dönüşüm yapılırsa yapılsın sağlık sisteminin arzu edilen düzeye gelemeyeceğini belirtti.


Tüm bunlar olurken ve konuşulurken, genel kuruldaki birçok delegenin bunlardan hiçbiriyle ilgilenmediği, kendi gündemlerini dayatmak istedikleri anlaşılıyordu. Genel kurulun açılışında demokrasiye ve insan haklarına emek verenler için saygı duruşu yapıldı. Ondan sonra, fonda çalınan İstiklal marşına katılımın cılızlığı ilk andan itibaren nasıl bir salon da olduğumuzun en iyi kanıtıydı. Belli ki çoğunluk, İstiklal marşımızı ya benimsemiyor ya da marşa katılmanın şovenistçe bir tutum olduğunu düşünüyordu.


Tahmin edileceği gibi, Kürt sorunu iki konuşmacıdan birinde mutlaka tamgünün, sağlığın, doktorların önüne geçiyordu. Garip bir şekilde ne konuşulursa konuşulsun, iş, sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “yeni fırsatlar” diye başlayan konuşmasını temel alan eksene geliyordu. Kendilerini güneydoğudaki doktorların temsilcisi görenler, cumhurbaşkanımıza sevgi ve büyük bir saygıyla atıfta bulunarak Kürt sorununa çare arıyorlardı. Hatta, şöyle de denilebilir, uzak ellerde pişirilmiş bu yemeği bir de bizim tatmamız için şimdilik ricacı oluyorlardı. Açılış konuşmasında TTB başkanı Gencay Gürsoy bir ara artık Kürt gerçeği ile yüzleşmemiz gerekir dedi diye Batman delegesi “o günleri çoktan geride bıraktık, sayın başkan, başka şeyler söylemeniz gerekli” diyerek TTB başkanının söyleminin bile kendileri açısından yetersiz kaldığını ifade etti. Diyarbakır Tabip Odası, Kürtçe anamnez kitabı çıkartmış diye bir sürü konuşmacıdan büyük iltifatlar aldı. Kimse Diyarbakır’daki vatandaşın Türkçe ile ilgisi kesilirse, nasıl beraber yaşanır diye düşünmüyor demek ki. Bir ara Mustafa Kemal’in vermekten son anda vazgeçtiği savıyla, verilmeyen muhtariyeti isteyenler bile oldu.


Bunlara, yani TTB genel kurulunu bölücülük için platform yapmak isteyenlere karşı, 57. kongrede olduğu gibi 58. de de ağırlıklı olarak Antalya ve İzmir delegeleri konuşmalar yaptılar. Ülkeye, bayrağa, cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıktılar. Avrupa birliği ve ABD menşeli siyasetlerle yol almak isteyenlere, gidilen yolun yanlış ve çıkmaz yol olduğunu hatırlattılar.

Umalım ki, hekimler kendi sorunlarına sahip çıkıp, kaderlerini kendi ellerine alsınlar. Ülkenin, sağlık dahil her türlü sorununun, milli çözümler istediği, o zaman daha iyi görülecek ve harekete geçilecektir.

Eğer geç kalınmazsa…