57. Kongrenin Ardından

28-29 Haziran 2008’de Ankara’da TTB’nin 57. büyük kongresi yapıldı. Ben de Antalya’dan sekiz arkadaşımla beraber merkez konsey delegesi olarak kongreye katıldım. Aramızda daha önce birkaç defa TTB kongresine katılmış arkadaşlar vardı. Ben de dahil çoğumuz böyle bir toplantıya ilk defa katılıyorduk. Hepimiz için farklı ve eğitici bir deneyim olduğu kesin. Çünkü tüm Türkiye’den tabip odası faaliyetlerine katılan, dolayısıyla hekimlik ve sağlık sorunlarına sahip çıkan doktor arkadaşlarımız gelmişti. Neredeyse her birinin, konulara farklı bir bakış açısıyla eğilmesi gerçekten çarpıcı ve etkileyici bir ortam oluşturuyor.


Dr.Adnan İş, Prof. Dr.Reha Artan, Dr. Fuat Altay, Dr. Ömer Çayırlı , Dr. Selahaddin Engin, Dr. Ozan Uzkut, Dr Tevfik Bilgin ve ben merkez konsey delegesi olarak katıldık. Antalya Tabip Odası başkanı Dr. Selçuk Koçlar’ da bizimle beraber kongreye iştirak etti. Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, yoğun işleri dolayısıyla başkente gelemedi.


Açılış konuşmasını TTB başkanı Gençay Gürsoy yaptı. Daha sonra DİSK, Hak-İş, SES başkanları, Ufuk Uras, SHP, CHP, İP ve EMEP temsilcileri birer konuşma yaptılar.Çoğu, sağlıkta dönüşüm projesinden, AKP’den , neoliberal politikalardan , Amerika’dan ve ırkçı- milliyetçilikden şikayet ettiler. Kimisi olası darbelerden, ağır insan hakları ihlallerinden ve İran krizinden de bahsetti. Açılış konuşmalarından anlaşıldı ki, konuşmacıların büyük kısmı , Türkiye’deki sağlık da dahil tüm sorunların emek-sermaye çelişkisinden kaynaklandığını ve bu çelişki penceresinden bir bakışla çözülebileceğine inanıyorlar. Açıkcası ben Diyarbakır’da SGK hastalarına bakarak özel hastanecilik yapan ve deli paralar kazanan ağbilerimizin bu çelişkinin neresinde olduklarını anlamadım. Küçük bir kısım konuşmacı ise emek sermaye çelişkisini kabul etmekle beraber asıl olanın, Türkiye’nin uluslararası güçler tarafından her çeşit pazarının ele geçirilmesi ve ülkenin bölünmesi faaliyeti olduğunu, bunun için de ekonomiyi güçsüz , devleti ordusuz, milleti sahipsiz bırakmak gayesine yönelik faaliyetin engellenmesi gerektiğini söyledi. Kongre çalışmaları ve konuşmaları başladığı anda yukarıdaki iki gruba ilaveten başka bir grubun daha olduğu anlaşıldı. Özetle 57. TTB büyük kongresi üç farklı grubun seçimlere katılmasıyla başladı.


Dr.Gencay Gürsoy başkanlığındaki Etkin Demokratik grubun yıllardır TTB yi yönettiği biliniyor. Türkiye’nin sağlık sorunlarının ve hekimlik durumunun kötüye gittiğini kendileri de kabul ediyorlar. Ancak sorumluluklarını reddediyorlar. Bu halde diyecek bir şey kalmıyor.


Bu grup sürekli Kürt sorunundan bahsediyor, barış projesi diyerek ordunun ve PKK’nın eşzamanlı silah bırakmasını ima ediyor. Gerekirse TTB’nin Türk olan adının da değişmesi için teklif yapabileceklerini fakat şimdilik bu haklarını saklı tuttuklarını söylüyor. Hatta bir ara kendilerine destek vermek üzere yılların hocası Prof. Selçuk Erez kürsüye çıktı . Hoca, İngiltere IRA’ya terörist diyerek bu sorunu çözmedi, İRA’nın siyasi kanadı ŞİNFEN’le anlaşarak sorunu çözdü bizde bu yolla sorunu çözmeliyiz bu nedenle Dr.Gencay Gürsoy’un politikalarını benimsiyorum, destekliyorum diyerek terör örğütüne terör örgütü demememiz gerektiğini savundu. Solculuk adına İngiliz usulü siyaset önerileri yaptı. Diyarbakır delegesi, Diyarbakır Tabip Odası başka bir ülkenin tabip odasıymış gibi İzmir ve Antalya odalarına “zaten kardeşiz”diye bağırışlarımız arasında kardeş tabip odası olmasını teklif etti.


Anlayacağınız, Etkin Demokratikci grup sizin benim gibi normal doktor görünüşlü bir sürü hekimin çok ateşli alkışları arasında delegenin yarısına yakınının oyunu alarak seçimi kazandı. Her ne kadar daha önceki kongrelere katılmış arkadaşlarımız, bu defa adı geçen grubun daha temkinli olduğunu söyledilerse de konuşmalar gerçekten korkutucu idi. Düşünün ki neredeyse her gün asker ve polis şehitleri çıkan bir bölgedeki problem, Trakya’da 3 kişi tarafından dövülen 2 güneydoğulu işçinin başına gelen “linç sorunu” olarak gösteriliyordu.


Türkiye Hekim Platformu denen ve seçimde ikinci en çok oyu alan grup, her ne kadar terör meselesinde etkin demokratikçilerin yumuşak karnına çalıştıysa da bence yeterince inandırıcılıkları yoktu. Sağlıkta dönüşüm projesine onlar da karşı çıktılar. Ama çoğu bu projeyle yürümüş ve sonradan bilinmeyen sebeplerle projeye küsmüş insanlardan oluşuyordu. Terör sorununu da belki ulusal birlikle çözmek yerine din kardeşliğiyle halledebiliriz diye düşünüyorlardı. Bilmiyorum.


Bizim gruba gelince; Grubumuzun adı Ulusal Hekim Birliği idi. TTB başkan adayımız Ankara Tıp’tan Prof. Recep Akdur idi. Seçimde en az oyu biz aldık. Sağlıkta dönüşüm projesine karşı çıktığımızı, ülkemizdeki olayların batı güdümlü bir terör sorunu olduğunu, emperyalizmin Türkiye’ yi bölmek, küçük etnisitelerin her birinden federatif bir devlet oluşturmak niyetinde olduğunu adeta haykırdık. Devletin sağlık harcamaları sürekli artarken ,doktorların bu artıştaki payının azalmasının tesadüf değil, emeği ve bilgiyi hiçe sayan köleleştirici sistem olduğunu söyledik. 25 liraya fako, 100 liraya femur kırığı ameliyatı yaptıran sistemin yanlış sistem olduğunu ifade ettik. Tabip odası başkanımız Dr. Selçuk Koçlar sağlık -Türkiye -Dünya sorunlarını birleştiren çok güzel bir konuşma yaptı.


Sağlık finansmanından, kamu hastane birliklerine oradan performans ve ilaçta patente kadar bir sürü problemin sadece ve sadece ulusal –milli politikalarla çözüleceğini söyledik. Milli politikanın ne demek olduğunu soranlara da “ülkenin kendi ihtiyaçlarını kendi gözüyle görüp, kendi imkanlarıyla çözüm aramasıdır “ diye cevap verdik. Halbuki şu anda başımıza gelenler “dünya bankası politikalarıdır” bilinmesi icap eder diye de ekledik. Samimi olarak inandığımızı söyledik ve savunduk.


Sonuç olarak 57. Büyük kongre de geçti gitti. Hekim olarak, aydın olarak, hatta insan olarak toplumun sorunlarına ve dolayısıyla kendi sorunlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha gördük. İnanıyorum ki ,varlığını adeta toplumun sağlığına adayan bizler, her ne kadar şu an için yöneticilerimiz tarafından takdir edilmiyorsak da mutlaka emeğimizin ziyan olmadığı, kıymetimizin bilindiği günleri göreceğiz. Gönül ister ki o günler, Türk toplumu için de mutluluk ve kıvanç günleri olsun…